Bütün peygamberlerde ortak olan sıfatları şu beş maddede toplamak mümkündür: Emânet, sadakat fetânet, ismet, tebliğ. 1. Emânet Sözlükte, güvenmek, emin olmak, korkmamak ve güvenilir olmak anlamında bir mastardır. Emânet, peygamberlerin kudsî görevlerini yerine getirmek hususunda ve her konuda emin ve güvenilir olmalarıdır.
PeygamberlerinVasıfları: Peygamberlerin tümünün beş temel vasfı vardır. Bunlar: “Sıdk, Emanet, Fetanet, Tebliğ ve İsmet”tir. Bu vasıfları üzerinde taşımayan peygamber olamaz; peygamberlik iddia ediyorsa bu sahte olur. Sıdk: Doğruluk ve asla yalan söylememektir. Bu vasfı peygamberliğinden önce de sonra da devamlı
Peygamberlerin Sıfatları Peygamberler,insan olmakla birlikte diğer insanlardan farklı sıfatlarla donatılmıştır.Yani Allah-u Zülcelal peygamberlere bazı özel sıfatlar vermiştir.Peygamberlerin sıfatları emanet , sıdk , fetanet , ismet ve tebliğ olmak üzere beş tanedir.
Fetanet Güvenilir olmak. ismet. Peygamberlerin sıfatları. şeriatı tebliğ. Sıdk. Peygamberler bütün insanlar için takdir edilmiş olan her türlü iyi ve yüksek vasıflara sahiptirler. Nebîlik ve Resûllük şanına layık olmayan her türlü hallerden ve noksanlıklardan uzak bulunmuşlardır. Bu bakımdan peygamberler şu kemâl
Peygamberlerin bu beş sıfatı (sıdk, emânet, fetânet, teblîğ, ismet) dışında, yalnız Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e âit üç büyük sıfat daha vardır ki şunlardır: Rasûl-i Müctebâ -aleyhi ekmelü’t-tehâyâ- Efendimiz, Habîbullâh’tır, bütün peygamberlerden efdaldir ve O, insanlığın en
Peygamberler(aleyhimüsselâm) hakkında bilinmesi vâcib olan sıfatlar beştir. Sıdk (doğruluk), Emânet (güvenilirlik), Tebliğ (Allahü teâlâdan aldıkları emir ve yasakları insanlara bildirmek), İsmet (günahsızlık) ve Fetânet. (Kutbüddîn-i İznikî) Peygamberler güzel ahlâk sâhibidirler.
9oShSn. TEBBET SÜRESİNDE KİMİN KAHROLMASI ANLATIYOR?LARILIYOR - EBULEHEP VE KARISI, HANGİ MAĞARADA İLK VAHİYİ ALMIŞTIR? - HİRA MAĞARASI, Kur'an-ı Kerim'de Adı Geçen Peygamberler - ÖĞRENCİ YORUMU, TEBBET SÜRESİNİN ANLAMI - ÖĞRENCİ YORUMU, Peygamberlerin Özellikleri Sıfatları - 1. Sıdk 2. Emanet 3. Fetanet 5. Tebliğ, ลีดเดอร์บอร์ด พลิกไทล์ เป็นแม่แบบแบบเปิดที่ไม่ได้สร้างคะแนนสำหรับลีดเดอร์บอร์ด ต้องลงชื่อเข้าใช้ ตัวเลือก สลับแม่แบบ การโต้ตอบ รูปแบบเพิ่มเติมจะปรากฏเมื่อคุณเล่นกิจกรรม
Peygamberlerin özelliklerini açıklayınız. Peygamberlerin ayrı özellikleri vardır. Allah’ın insanlar arasından seçtiği farklı özellikleri olan insanlardır. Peygamberlerin özellikleri Olmak SıdkGüvenilir Olmak EmanetAkıllı ve Zeki Olmak FetanetGünah İşlemekten Korunmuş Olmak İsmetAllah’tan Aldığı Mesajları Olduğu Gibi İnsanlara Bildirmek TebliğİLAVE BİLGİPeygamberlerin görevleriTebliğ. Allah’ın mesajını insanlara duyurmak üzere kendisine inen âyetleri ismi geçen ancak peygamber olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürülen üç isim daha vardır. Bunlar Üzeyr Lokman ve Zülkarneyn’dir Ayrıca Şit gibi hadislerle tanınan peygamberler de vardır. 1 1 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi sayfa 29 cevapları 2 1
"Tebliğ sıfatı", bütün peygamberlerin çok önemli bir ortak özelliğidir. Bununla beraber onların sıdk/doğruluk, emanet/güvenilir olmak, fetânet/akıllı ve zeki olmak, ismet/günah işlememek vb. gibi başka ortak sıfatları da 5 ortak özelliği ve anlamları nelerdir?Peygamberlerin özellikleri nelerdir Sıdk Doğruluk demektir. Peygamberler son derece doğru insanlardır. … Emânet Güvenilir olmak demektir. … Fetânet Akıllı ve uyanık olmak demektir. … İsmet Günah işlememek demektir. … Tebliğ Bildirmek 28, 2018Peygamberlerin ortak görevleri nelerdir?Peygamberlerin en önemli görevleri arasında Tanrı'dan almış oldukları emirleri insanlara bildirmektir. İnsanlara emirleri tebliğ eden peygamberler böylece insanları doğru yola sevk ederler. Tanrı'nın emir ve yasaklarını insanlara iletirler. Peygamberlerin bir diğer görevi ise insanlara dine davet özellikleri ve sıfatları nedir?İslam inancında peygamberlere esas olan toplamda 5 sıfat bulunmaktadır. Bu sıfatlar; emanet, ismet, fetanet, sıdk ve tebliğ olarak farklı özellikleri nelerdir?Doğru olmak, güvenilir olmak, tebliğ insanlara vahyi duyurmak etmek, çok akıllı ve anlayışlı olmak, hiç günah işlememek, tüm peygamberlerin ortak özellikleridir. Peygamberler doğru ve dürüst insanlardır. Yalan söylemez, hile ve haksızlık yapmazlar. Aldıkları görevleri yapar, emanetleri özelliklerinden olan ismet ne anlama gelir?smet sıfatı, peygamberlerin, Allah tarafından, kötülük yapma, günah işleme ve yalan söyleme hususunda korunduğunu ifade eder. Bu sıfat, peygamberler için zaruri ve gerekli bir şeydir. … Çünkü Allah kullarına günah işlemeyi in anlamı nedir?Fetanet Arapça kökenli bir kelimedir. Çok uzun yıllardır Türkçede bulunan ve amaca uygun farklı yerlerde kullanılan sözcükler arasında gelir. Yaratılıştan itibaren gelen çabuk anlama yeteneği üstün zeka ve anlayış ile kavrama gibi anlamlara sahip olduğunu dile getirmek görevleri nelerdir 7 sınıf?Bu görevler şunlardır;Tebliğ 4, 2019 Yazı dolaşımı
"Peygamber" kelimesi Farsça bir kelime olup, haber getiren anlamındadır. Dilimizdeki anlam, Yüce Allah’ın, emir, yasak ve hükümlerini kullarına bildirip açıklamak üzere, insanlar arasından seçip görevlendirdiği elçi demektir. Kur’an-ı Kerîmde peygamber kelimesinin yerine Resûl ve Nebî kelimeleri geçmektedir ki, elçi ve haber getiren anlamındadır. Dînî anlamları bakımından Resûl ile Nebî arasında fark vardır. Resûl, Allah tarafından kendisine kitap gönderilmiş peygamber demektir. Nebî, Allah tarafından kendisine kitap gönderilmemiş, fakat önceki peygamberlerin şeriatını tebliğ ile mükellef peygamber demektir. Nebîler de Cebrail aracılığı ile Allah’tan vahiy almışlardır. Peygamberlerin Sıfatları Peygamberler bütün insanlar için takdir edilmiş olan her türlü iyi ve yüksek vasıflara sahiptirler. Nebîlik ve Resûllük şanına layık olmayan her türlü hallerden ve noksanlıklardan uzak bulunmuşlardır. Bu bakımdan peygamberler şu kemâl sıfatlarıyla vasıflandırılmıştır 1- İsmet Peygamberlerin her türlü gizli, açık günahlardan ve bu günahlara delâlet edecek hareketlerden uzak olmalıdır. İsmetin zıddı olan ma’siyet günahkâr olmak peygamberler için düşünülemez. Çünkü onlar ilâhî bir eğitimden geçmişlerdir. Eğer onlar günah işleyip de günahsız oluşlarına aykırı harekette bulunmuş olsaydılar, bizim de o yolda hareket etmemiz lâzım gelirdi. Çünkü biz onlara ve onların girdikleri ilâhî emirlere uymakla memuruz. Hâlbuki Yüce Allah kullarına günah işlemeyi, günahkâr olmayı emretmez. Bu bakımdan peygamberlerden asla günah olan söz ve davranışlar çıkmamıştır. 2- Emanet Peygamberler her bakımdan emin olup, kutsi, ilâhî vazifeleri hususunda ve diğer işlerinde en doğru yolda bulunmalıdır. Emanetin zıddı olan "hıyanet”ten uzaktırlar. Çünkü hain olan bir kimse ilâhî sırların tecelli ettiği Nebîlik vazifesiyle şereflenemez. 3- Sıdk Peygamberler her hususta yani gerek dinî hükümleri tebliğ ve gerek diğer emirleri haber verme hususunda doğru sözlü olmalıdır. Peygamberlerin yalan söylemeleri men edilmiştir. Çünkü yalan en büyük günah olduğundan "ismet" ve "emanet" sıfatlarıyla bir arada bulunmaz. Eğer, peygamberler yalancı olsalardı, Yüce Allah yalancıları tasdik etmiş olurdu. Hâlbuki yalancıyı tasdik -bir çeşit yalancılık olduğundan- Allah’ın ilâhî şanında tasavvur edilemez. 4- Fetânet Peygamberlerin fâtın, uyanık görüş ve zekâ kuvvetlerine sahip olmalarıdır. Onlar insanların en akıllısı, en zekîsidirler. Kendilerinde mutedil bir yaratılış, mutedil bir huy ve güzel bir hayat seyri tecelli etmiştir. Onların haklarında gaflet düşünülemez. Eğer en üstün fetânet ve zekâya sahip olmasaydılar ümmetlerine karşı delilleri ortaya koymaya kadir, onları ikna için güzelce mücadeleye muktedir olamazlardı. Böyle bir hal ise risalet ve nübüvvetten kastedilmiş olan gayeye aykırıdır. 5- Tebliğ Peygamberlerin Allah tarafından bildirilen şeyleri ümmetlerine tamamen tebliğ etmeleridir. Bunun zıddı olan "dînî emirleri gizlemek" peygamberlerde yoktur. Çünkü tebliğine memur oldukları bir hakikati gizleyip değiştirselerdi vazifelerine hıyanet etmiş olurlardı. Hâlbuki hıyanetle vasıflanmış olmaları ilâhî bir eğitimle men edilmiştir. Peygamberlerin Dereceleri Bütün peygamberler peygamber olmaları bakımından eşittirler, aralarında fark yoktur. Ancak, kavimleriyle olan mücadeleleri, onların bazılarını diğerlerine üstün kılmıştır. Nitekim Kurban-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır "İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitap ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır..." Bakara / 253 Aralarında derece farklılıkları, birbirinden üstünlükleri olduğunu Allah'ın beyan ettiği peygamberlerin içinde "Ulu'l - Azm", azim sahibi peygamberler olduğunu yine Yüce Allah, kitabında şöyle açıklıyor "Ey Muhammet! Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret..." Ahkaf /35 Ulu'l - Azm peygamberler, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve Muhammed Kur'an-ı Kerimde şöyle ifade edilmiştir "Hani biz peygamberlerden söz almıştık; sen Muhammed Nuh'tan, İbrahim’den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz onlardan pek sağlam bir söz almıştık." Ahzab /7
Peygamberler, Allah ile insanlar arasında elçidirler. Allah bu göreve en layık olan kullarını seçmiştir. Yüce Allah insanlara yol gösterici olarak zaman zaman Peygamberler göndermiş, onların vasıtasıyla emirlerini ve yasaklarını duyurmuştur. Hz. Muhammed Yüce Allah 'ın insanlar arasından seçip gönderdiği son peygamberdir. O, bütün insanlığa gönderilmiştir. Bütün iyi huyları ve faziletleri kendisinde toplayan en güzel bulunması gereken vasıflar nelerdir? Nebi ile resul arasındaki fark nedir? Peygamberlik müessesesi vehbîdir Allah vergisidir. Takva ve salâhat gibi, insanın iradi gayreti kesbi ile elde edilemez. Peygamberler, Cenâb-ı Hakk’ın insanlar arasından hususî seçtiği, özel himaye ve terbiye ettiği mümtaz şahsiyetlerdir. Resûlüllah Efendimiz Kureyş’e Nübüvvetini tebliğ etmesi üzerine, Kureyş’in ileri gelenlerinden Velid bin Muğire “Eğer peygamberlik hak olsaydı, peygamber sen olacağına ben olurdum. Çünkü ben, yaşça senden büyük olduğum gibi, mal ve çocukça da üstünüm” H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 520 demişti. Bunun üzerine nazil olan âyetlerde Allah’ın peygamberliği kime vereceğini daha iyi bildiği, o makamın böyle fazla çocuk sahibi olmak ve daha yaşlı bulunmak gibi maddi sebep ve vesilelerle ulaşılacak maddî bir makam olmadığı belirtilmiştir. el-En’âm, 124 Ayrıca da peygamberliğin ilâhî ve yüce bir rahmet olduğu ve bunu ancak Allah’ın dilediğine vereceği, kimsenin böyle bir rahmete lâyık olduğunu iddia edemeyeceği; gelen âyetlerde açıkça beyan edilmiştir. Zuhruf, 31-32 Peygamberlik kulun irade ve gayretiyle ilgisi olmayıp yalnız Allah’ın tercihiyledir. Bununla beraber, peygamber olan zatlarda bulunması şart olan bazı vasıflar da vardır. Bu vasıfları şöylece sıralayabiliriz 1 Peygamberler; hür olan erkek kişilerden olur. Kölelerden, kadınlardan, cinler ve meleklerden peygamber gelmemiştir. Şöyle ki a Peygamberlik sadece ERKEKLERE hastır. Bu husus, Enbiyâ sûresinin 7. âyetinde kesin olarak belirtilmiştir. Bazıları Meryem, Havva, Âsiye, Sâre, Hacer, Hz. Musa’nın annesi Yuhaniz gibi bazı kadınların da peygamber olabileceğini ileri sürmüşlerse de, ulemânın ekseriyetinin ittifakıyla, bu görüş isabetli bulunmamıştır. Tafsilât için bk Muhittin Bahçeci, Âyet ve Hadîslerle Peygamberlik ve Peygamberler, 87-88 b Peygamberler HÜR kişilerden olur. Toplumda horlanan bir sınıf olan kölelerden peygamber çıkmamıştır. İşte bu sebeble Hz. Lokman, ekseriyetin görüşüne göre peygamber değildir. Zira o, azadlı bir köledir. Kölelikten kurtulduktan sonra, birçok peygamberlere ulaşmış ve onlardan ilim öğrenmiştir. Hakîm bir zat olarak meşhurdur. H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 528-529 c Meleklerden de peygamber gelmemiştir. Bir âyet-i kerîme de meleklerden bir kısmı için “Rusül” Resuller denmekte ise de, bu lügat mânâdaki peygamber demek değildir. Allah ile peygamber arasında elçilik ve kitap indirmede aracılık yaptıkları, iyi kullara ilhamlarda bulundukları için -bazı melekler bu tabirle zikredilmişlerdir. Fatır, 1; Bk H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 530 d Meleklerden peygamber gelmediği gibi, bazı alimlerin görüşüne göre, cinlerden de peygamber gelmemiştir. Bu hususta tafsilât için bk H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 530-531 2 Peygamberler körlük, baras, cüzzam gibi hastalıklardan, soyca ayıplanmaktan, kalp katılığı ve insanlığa yakışmayan vasıflardan ve tiksindirici durumlardan uzaktırlar. Nübüvvet vazifesinin haricinde kalan her türlü insanlık ihtiyaçlarında ve tiksintiyi gerektirmeyen beşerî durumlarda ise, sair insanlara eşittirler. Herkes gibi yer, içer, uyur, evlenir, kızar, gülerler... Hz. Eyyûb’un ağır hastalığı ve Hz. Ya’kub gözüne perde inmesi, Nübüvvet vazifesini aldıktan sonra olmuştur. Geçici olarak ve sırf insanlara ibret olsun diye verilmiş ve aynı zamanda rahmet-i ilâhiye tarafından mu’cize olarak harika bir şekilde kaldırılmıştır. Bu bakımdan, onların bu hali bahsi geçen şarta aykırı düşmez. Bu şart, Nübüvvetten evvel böyle bir durumda olmamakla ilgilidir. H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 527-532 Bazı tefsirlerde Hz. Eyyûb yaralarının kurtlandığı anlatılmaktadır. Peygamberlerin, insanların tiksinti ile karşılayacağı hallerden uzak olacağı, îslâm âlimlerince üzerinde ittifak edilen bir husustur. Bu bakımdan, Hz. Eyyûb da, dıştan bakınca çirkin görülüp tiksinti duyulacak hallerden azade olduğu muhakkaktır. Şu halde, O’nun hastalığı, bedenindeki yaraları; sanıldığı gibi vücudunun dışında, bakanların tiksineceği açıklıkta değildi. Öyle olmadığı içindir ki, bakanlar sadece onun derin hastalıklar içinde olduğunu biliyor, fakat müzmin yaralarını ve hastalığını açıkça göremiyorlardı. Nitekim günümüzde de, hastanelerde yatan nice kanserli ve iç organları tamamen yara-bere içinde hastalar var ki, dıştan bakınca hiçbir şey farkedilmez. Nefret ve tiksintiyi mucip bir manzara sezilmez. Eyyûb da durumu böyleydi. Bakanlar dışta tiksintiye sebeb olacak hiçbir şey göremiyorlardı ama, yaralardaki mikrop ve kurtçuklar, diline ve kalbine kadar her tarafına zarar verir hale gelmişti. Zikir ve tefekkürüne engel teşkil ediyorlardı... bk. A. Şahin, Yeni Asya Gazetesi, 24/2/1976 3 Peygamber olan zatlar, İSMET sıfatını haizdirler, yani hata ve günahlardan masum ve uzak bulunurlar. İsmet sıfatı şu 2 hususta olur a İtikadî hususlarda Peygamberler, gerek peygamberlikten evvel ve gerekse peygamberlikten sonra, açık veya gizli; her türlü KÜFÜR’den ve ÎNKÂR’dan münezzehtirler. Bu hususta icmâ vardır. b Akval yani ağızdan çıkan konuşmalarda Yine peygamberler, gerek kasden ve gerekse sehven bilmeyerek, gerek peygamberlikten önce ve gerek sonra, gerek bir faydaya ve maslahata binaen olsun ve gerekse olmasın; vakıaya aykırı, realiteye zıt haber vermek demek olan KİZB’den YALAN’dan uzaktırlar. Peygamberler her hallerinde SIDK sahibidirler, yani doğruyu söylerler. Doğru ne ise onu yaparlar Sıdk hali, peygamberlerin, en başta gelen vasıflarından biridir Peygamberler, kızgın veya neş’eli bütün beşeri hallerinde vakıaya aykırı hareket etmekten; fuzuli, lüzumsuz söz söylemekten beridirler. Mizah şaka yapmaları caizdir, fakat yaptıkları bu şakalar da yine doğrunun ta kendisidir, yalandan uzaktır. Bir gerçeğe dayalıdır. Muhâkemât, 54; Resûl-i Ekrem ashabına yaptığı bazı şakalar için bk Gazali, îhyâ ter., III, 287-293 Nitekim Sahabeden Abdullah bin Amr, Peygamber kendisinin her sözünü, rıza ve kızgınlık anlarında da söylediklerini yazıp yazmamasını sorduğu vakit, Hz. Peygamber O’na Her söylediğini, rıza ve gazab halinde söylediklerini de yazmasını; ağzından ancak doğru sözün çıkacağını, söylemiştir. c Fiiliyatla ilgili hususlarda Peygamberler büyük günahların KEBAİR her çeşidinden tamamen masumdur. Bu hususta da icmâ vardır, Küçük günahlar SAGAİR ise, iki kısma ayrılır aa Başkalarının istiskal ve nefretini celbeden küçük günahlar Meselâ, gizlice bir lokma ekmek aşırmak gibi. Satılan bir şeyi tartarken bir-iki gram eksik tartmak gibi... Bunlar ne kadar küçük de olsa; böyle bir şeye tenezzül edenin, basit ve düşük tabiatlı olduğunu gösterdiğinden, peygamberler gerek kasden ve gerekse sehven bu gibi hallerden münezzehtirler bb Nefret hissi uyandırmayan, müsamaha ile karşılanabilen küçük hatalara gelince Peygamber, Nübüvvetten sonra bunlardan da mahfuzdur. Teftazânî Şerhü’l-Makasıd adlı eserinde, bu görüşü benimsemiştir, Şerh-i Akaid adlı kitabında ise, kasıtla yani bilerek veya sehven bu gibi küçük hataların Bk Tecrid ter., IV, 295-296 Peygamberlerden sâdır olabilmesini caiz görmektedir. Peygamberlerden sâdır olabilen bu gibi küçük hatalara “Zelle” denmektedir. Bu gibi fiilî durumların dışında peygamberlerde, “re’y ve te’vilde isabetsizlik” görülebilir. Bir dinî hükmün açıklanmasına vesile olmak için, bazı fiillerinde geçici olarak yanılma ve sehve düşme de caizdir. H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 432 Ancak bu isabetsizlik ve sehiv, derhal Cenâb-ı Hak tarafından düzeltilir. Mü’minlerin ondan gereken dersi almaları te’min edilmiş olur. 4 Peygamberler FETANET sahibidirler. Peygamberler zamanlarının en akıllısı, ileri görüşlüsü ve zekâca en mükemmelidirler. İdrak ve ihsas kuvveleri son derece gelişmiştir. Zekâca geri, ufku dar, aklı bozuk kimseler Peygamber olamaz. 5 Peygamberler, TEBLİĞ vazifesini hakkıyla ifa ederler. Her peygamber, kendisine emredilen hükümleri, hiç birini unutmadan, yanılmadan, olduğu gibi ümmetlerine tebliğ ederler. Bu hususta herhangi bir eksiklik veya fazlalık söz konusu değildir. Allah’ın hıfzıyla bu gibi kusur ve zaaflardan muhafaza edilmişlerdir. 6 Peygamberler EMİN Şahıslardır. Bütün peygamberler, içinde yaşadıkları toplumun en güvenilir ve itimad edilir kimseleridir. Onların gerek Nübüvvetten önce ve gerekse sonra, emin kimseler oldukları herkes tarafından ikrar edilmiştir. Peygamberlerin dâvalarında haklılık ve doğruluklarına en büyük delil, budur. Onlar bu vasıflarını hatırlatarak kavimlerinden hakka ve insafa gelmelerini istemişlerdir. Bk el-A’raf, 68; eş-Şuara, 107, 128, 162, 178; ed-Duhan, 18 Nübüvvetten evvel emin olan, insanlara karşı hiçbir yalanı ve hıyaneti tesbit edilemeyen bir kimse, hiç tutar da Peygamber olmadığı halde, “Ben Allah’ın Resulüyüm” diye Allah’a iftira ve hıyanet eder mi? Elbette etmez. Bu husus akıl ve insaf sahiplerinin gözünden kaçmaz. Nitekim Bizans İmparatoru Hirakl’in, Resûlüllah Efendimizin Nübüvvetini tahkik için Kureyş hey’etine sorduğu sualler arasında bu husus da vardı. O, Kureyşlilere, Nübüvvet iddia eden bu zatın Nübüvvetten evvel herhangi bir yalanını görüp görmediklerini sormuştu. Hayır, cevabını alınca “Normal hallerde insanlara karşı hiç bir yalanı tesbit edilmeyen bir kimse, Allah’a iftiraya teşebbüs edemez. O zat dâvasında doğrudur” H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 547 demişti. 7 Bütün peygamberler, ÎLÂHÎ VAHYE mazhar olmuşlar ve vahyi getiren melekle görüşmüşlerdir. 8 Bütün peygamberler, nübüvvet iddialarının doğru olduğunu göstermek için Allah’ın kudret ve iznine dayanarak harikulade bazı işler yapmışlardır. Bunlara MU’CİZE denir. 9 Peygamberlere ait özelliklerden biri de Cenâb-ı Hakk’ın, istisnasız hepsinden “MîSAK” almasıdır. Bazılarından ise, “MİSAK-l GALiZ” alınmıştır. Misak kelimesi, lûgatta anlaşma, sözleşme, yeminleşme ve söz verme mânâlarına gelir. Terim mânâsı ise, peygamberlerin, bütün güçlüklere, eza ve cefalara katlanacaklarına ve dâvalarından hiçbir şekilde dönmeyeceklerine dair Cenâb-ı Hakk’a söz vermeleridir. Bütün peygamberlerden bu söz alınmıştır. Âl-i İmrân, 80 Misak-ı Galiz ise, bu sözleşmenin yeminle te’kid ve te’yid edilmiş şeklidir. Kendisinden misak-ı galiz alınan peygamberler beş tanedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bunlara Ülul-Azm Peygamberler denir ki, bunlar Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhimü’s-selâm’dir. el-Ahzâb, 7; Vehbî, Hülasa, XI/4390-91; M. H. Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, V/3872 Peygamberlerden misak söz alınmasının hikmeti şudur Peygamberlik vazifesi, son derece zor ve meşakkatli bir vazifedir. Bu sebeple Cenâb-ı Hak, peygamber olarak seçtiği bu müstesna zatlara, önceden karşılaşacakları bütün engelleri ve zorlukları bildirmiş, alıştırıcı tebliğlerde bulunmuştur. Yani onları ruhen böyle bir mücadeleye hazırlamıştır. Allah’ın peygamberlerden aldığı misak, onların azim ve gayretlerini artırmak, sabır ve sebatlarını ziyadeleştirmek içindir. En gayretsiz bir insan bile, birine söz verdiği zaman, mahcup düşmemek için o sözü yerine getirmeye bütün gücüyle gayret eder. Elbette Allah’a söz veren böyle müstesna zatların bu sözlerini yerine getirmek için ne derece gayret gösterecekleri açıktır. Gerek misak, gerekse misak-ı galizin arkasında birçok güçlükler, meşakkatlar yatmaktadır. Ülü’1-Azm peygamberlerin yolları ise, daha çetin, karşılaşacakları güçlükler sıradan insanların tahammül gücünü çok çok aşacak derecede büyüktür. Bu sebeble, Cenâb-ı Hak onlardan böylesine şiddetli bir teahhüd yani misak-ı galîz almıştır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey müminler!. Sizden evvelki ümmetlerin başlarına gelenler sizin başınıza da gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi sanmıştınız? Onları öyle şiddetli ihtiyaçlar, hastalıklar, belâlar istilâ etti, oldukları yerden ayakları kaydırıldı ve öylesine sarsıntılara düçar oldular ki, Allah’ın Resulü ve ona inananlar “Allah’ın nusreti ne zaman?” demek mecburiyetinde kaldılar. Bunun üzerine taraf-ı ilâhîden “Haberiniz olsun, muhakkak Allah’ın nusreti ve yardımı pek yakındır” denildi.” el-Bakara, 214 mealindeki âyet-i kerîme, bu zorlukları açıkça göstermektedir. Nebi ile resul arasındaki fark nedir? Nebi kelimesi, haber mânâsına gelen nebe’ kökünden alınmıştır. Ya ism-i fail olarak kullanılır. O zaman mânâsı, “Kendisinin peygamber olduğunu halka bildiren veya kendisine Allah tarafından tebliğ edilen hükümleri haber veren” demektir. H. Cisrî, Risâle-i Hamidiye, 524 Veya ism-i mef’ûl mânâsındadır. O zaman mânâsı, “kendisine, Allah tarafından, peygamber olduğu veya bazı ilâhî hükümler haber verilen zat” demek olur. Resul kelimesi ise, Allah tarafından ilâhî hükümleri tebliğ etmek için gönderilen zat mürsel manasınadır. 524 Resulle Nebî kelimelerini, bazıları eş manâlı kabul etmişlerdir. Bazıları da “mânâları farklıdır. Fakat kullanışta aynı şeyi ifade için kullanılmıştır” demişlerdir. Doğrusu, aralarında umum ve husus farkı olduğudur. Resullerin 313 tane olduğu, Nebilerin ise 124 binden fazla bulunduğu rivayetler arasındadır. 525 Kur’ân-ı Kerim’de bazı âyetlerde Resul ile Nebî kelimesi ayrı ayrı zikredilerek birbirine atfedilmiştir. Birinin diğerine atfı ise, ayrı ayrı mefhumlar olmalarını gerektirmektedir. Bk el-Hac, 52 Fakat bazan bu iki kelimenin Kur’an’da aynı mânâya geldiği yerler de vardır. Bu iki tabirin birbirinden farklı mefhumlar olduğunu söyleyenler, aradaki farkın, resulün yeni bir şeriat sahibi olması olduğunu ileri sürerler. Her Resul, ya yeni şeriatla gönderilir veya kendisinden evvelki şeriatın bazı hükümlerini değiştirir. Nebiler ise, kendisinden evvelki şeriatın tebliğ ve tatbikçisi durumundadır. Yeni hüküm tebliğ etmezler, evvelki şeriatı neshetmezler. H. Cisrî, 526 Bilgi Kaynak Sorularla İslamiyet , Mehmet DikmenPeygamberlerle ilgili bir ayetler. Kur'an-ı Kerim Bakara Sûresinin 98 . Ayeti Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır. Bakara Sûresinin 213 . Ayeti İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir.
peygamberlerin özellikleri sıdk emanet fetanet ismet tebliğ